18 Mayıs 2010 Salı

HEPSİ BENİM ! HEPSİ BENİM İÇİN ! ! ! :))


Hediyeleşin, çünkü hediye, aradaki muhabbeti artırır. (Beyhakî)

 
Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek birşey bulamazsanız, onun için duâ edin ki hediye karşılıksız kalmasın! (Nesâî)


Hediye, Allahın gönderdiği güzel bir rızıktır Hediyeyi kabul edin ve karşılığında daha güzelini verin! (Tirmizi)


Bir arkadaşın hidayetinin artmasına vesile olacak veya onu tehlikeden kurtaracak bir söz söylemekten daha iyi hediye olmaz. (Ebu Yala)




S.A.
Bu cicişleri sevgili blogdaşım hümeyra gönderdi bana. Tabii bu hediye cicişler geleli 1 hafta oldu ama benim fofoğraf makinem bozuk olduğu için ancak şimdi yayınlayabildim. Diğer bloglarda görür ve çok özenirdim , sağolsun hümeyracım yaşattı bana bu duyguyu Allah ondan ve cümlemizden razı olsun.
Sizlerle de paylaşmak istedim :))

selam ve dua ile

17 Mayıs 2010 Pazartesi

YENİDEN DİRİLİŞ . . .




"Bir akşamüstü vazgeçmişti her şeyden. Ne sevdikleri ne sevenleri hiçbiride bağlamıyordu artık onu hayata.
Bir veda mektubu yazıp kaçtı çok uzaklara…
“…Kısacık hayatıma tüm ihanetleri sığdırdı çok sevdiklerim. En
sevdiklerimin davacısı olurken yüreğim, sanık koltuğunda oturan sadece onurum olmadı. Siz tüm onurumu tüm gururumu hiçe sayarken, aslında hiçe saydığınız sadece onurum olmadı. Siz, geçmişimi ve geleceğimi aldınız benden… Artık yokum hayatınızda artık yoksunuz yarınlarımda…”
Yorgunuydu hayatın. Kendi kendinin hükmünü vermişti:  Ölmeliydi…
En güzel günlerinin geçtiği tepeye gitti. Uzun uzun izledi tüm şehri. Saatler akıp geçti. Karanlık sanki tüm şehri
yutmuştu. Son kez baktı etrafına ve yavaş yavaş son adımlarını attı tepeliğin en ucuna… Gür bir ses yükseldi arkasından:
- ...ve sen yine denediğinde ve yine kalbin daraldığında ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında ve yine ne yapman gerektiğini bilmediğinde… Uzun uzun düşün ve hatırla Yaradanını! Allah kuluna kâfi değimli? (zümer/36) Der yaşlı bir adam tüm gür sesiyle. Sesi, sessizliğin uğultusunu keser. Her yer yaşlı adamın sözleriyle yankılanır.Ses adeta tüm ruhunu sarmış iliklerine kadar esir almıştır. Bir an arkasına dönüp sesin sahibine doğru bakmak istese de “kimsin” demekle yetinir. Sesine bir cevap gelmeyince arkasına dönüp “kimsin” diye tekrarlar.
Yaşlı Galip gencin gözlerine bakarak
- Hayat yüzünde bir kırışıklık bile oluşturmamışken ölmek niye? Der.
Ali gözlerini kaçırır yaşlı adamın gözlerinden ve “beni yalnız bırak” der. Galip gencin yanına yaklaşarak “sen zaten yalnızlıktan bu noktaya gelmişsin. Haydi, bırak şimdi yalnızlıkta boğulmayı da benimle gel”der.
Ali’yi ismini bile bilmediği bu yaşlı adamın sözleri derinden etkiler… Ölmeyi düşünürken, biranda onun sihir gibi sözlerinin büyüsüne kapılmıştır. Yaşlı adam önde Ali arkada ağır adımlarla Galip’in kulübesine doğru giderler.Oldukça mütevazı bir görünüme sahip olan kulübeye vardıklarında Galip genç misafirine sıcak bir içecek ikram eder. Lakin bardağı uzatırken yanlışlıkla Ali’nin üzerine dökülür. Verdiği acının refleksi ile bağıran
Ali’ye - Ne tuhaf. Der Galip.
- Tuhaf olan nedir amca canım yandı
- İşte bende buna tuhaf diyorum ya. Biraz önce sen değimliydin bu candan vazgeçen. Şimdi canım yandı diyorsun… Ali başı önde susar. Aslında halen daha vazgeçmişte değildir ölme fikrinden. Ama neden bu
yaşlı adamın yanında olduğunuda bilmiyordur. Yaşlı Galip genç misafirinin gözlerine bakıp Mevlana’dan şu dörtlüğü söyler: -
Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık Bir kıyısı görünmez denize daldık Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık…
Der ve devam eder sözlerine:
- Bak genç adam bundan yıllar önce bende tıpkı senin durduğun o noktada, uçurumun en ucunda duruyordum. Ne zenginliğim ne de sahip olduğum kadınlar hiçbiri evet hiçbiri beni mutlu etmiyordu. Çok kadınla birlikte oldumve çok mekân değiştirdim. Vede çok tatlardan tattım. Hayatta ne istediysem sadece ufacık verdiğim bir emirle hepsinide elde ettim. Lakin yinede hep yalnız kaldım. Ruhum bir şeylere açtı ama anlamıyordum. Çünkü her şeyim vardı. Aklına gelebilecek her şey… Ama dinmiyordu işte yalnızlığım. Ruhum özgür değildi sanki. Boğuyordu yaşadıklarım. Hayat anlamını yitirmişti bende. Her şeye sahiptim. Ama masum bir çocuğun gülüşüne ya da içten gelen bir tebessümden uzaktım. Çok yalnızdım be genç adam… Derin bir nefes alır. Ali ise pür dikkat dinliyordu yaşlı adamın hayat hikâyesini.
Dayanamayarak sorar
- Peki sonra? Sonra ne oldu hayatınızda?
Galip güler.
- Sonra, sonra gelecek günlerimden ve dahada fazla yalnız kalmaktan korkup hayatıma son vermek istedim. Hem zaten ne tat alıyordum hayatımdan nede bir huzur duyuyordum yaptıklarımdan. Daha fazla yaşayıpta ne görecektim ki. Ve tıpkı bugün senin durduğun uçurumdan kendimi atarken boşluğa, bir el yakalayıverdi beni.
Önce bağırdım “çek ellerini üzerimden be adam. Mani olma maddede kaybolmuş bu adama” diyerek çıkıştım zavallıcığa. Öyle masum bir yüzü vardı ki imam Halil Efendinin daha önce gördüğüm hiçbir yüzde yoktu o anlam… Ben kızıp kükredikçe o sadece sessiz dinliyordu. Ben ise o sustukça dahada çok bağırıyordum. Sanki tüm hırsımı ondan çıkarmak istercesine bağırdıkça bağırıyordum… O ise öyle bir şey söylediki bu sefer ben sustum…
- Ne dediki? Der Ali

- Dediki “Dışın bakımlı görünür, fakat için haraptır. Ölmeyi diler gibi görünürsün fakat ruhun yaşamak için çırpınır. Sen ölmeyi değil arınmayı dile. Canına son vermeyi değil ruhunun feryadını dinle.”Dedi.
Ne denir ki bu sözler karşısında? Tüm söyledikleri doğruydu. Öylece susa kaldım. Sonra “ama ben bu hayatı istemiyorum “dedim O ise “öyleyse yaşadığın hayatı değiştir.”dedi. “ama nasıl ne yapacağımı bilmiyorum” dedim. “çok yalnızım” dedim o “Allah ki kuluna çok yakın.”Dedi. Sonra onu evime davet ettim şoförümü
arayıp bulunduğum yerin adresini verdim. Yaklaşık yirmi dakikalık bir bekleyişten sonra arabam gelmişti. Eve gittik.
Bana “şimdi, şuanda, şu dakikada, hiçbir şey yapmadan huzurlu olmak ve içinde koca bir mutluluk duygusu yeşersin istermisin?” dedi.
“Elbette” dedim büyük bir merakla.
“O halde Hakkın huzuruna Onla konuşmaya” Dedi.
Önce şaşırdım. Deli diye düşündüm. Bir insan nasıl Allah’la konuşurki bilemedim. Beraber abdest aldık. Daha önce hiç namaz kılmadığımdan nasıl kılınır ne okunur bilmiyordum. Söyledim oda sadece onun okuduklarını içimden tekrar etmemi söyledi. Ve başladık Hakkın huzurunda onunla konuşmaya. Yavaştan bir kıpırdama oldu yüreğimde. Bir heyecan kapladı tüm ruhumu ellerim titriyor gözlerimden yaşlar akıyordu. Öyle hiç bilinçsizce dökülüverdi yaşlar gözümden. Namaz bitmişti. Ama yine kılmak hep kılmak istiyordum. Ruhumun yıllarca aradığı bu değişik şeyi kaybetmek istemiyordum. “ne olur tekrar kılalım” dedim. Kaç rekât kıldık o gün bilemiyorum. Lakin bildiğim bir şey var ki ben o gün ölmeyi dilerken tekrar doğdum. Allah’la konuşurken sanki ruhum tüm kirlerinden arınıyordu. Sanki hayat yavaş yavaş anlam kazanmaya başlıyordu. Çok değişik duygular kaplamıştı benliğimi. Sonra İmam Efendi “unutma Allah sana her şeyden daha yakın. Ve unutma insan yalnızca onu düşünerek ulaşır asıl saadete” dedi ve gitti… Belki giden iyi bir dosttu ama bana en iyi dostun sadece Allah olabileceğini hatırlatıp gitti. Beni tekrar diriltip gitti. Bana Allah’ı buldurdu da gitti…
- Çok zengin olduğunuzu söylemiştiniz. Şimdi neden bu küçük kulübedesiniz?
- Zenginliğim bana yalnızlıktan başka hiç bir şey kazandırmadı. Gözlerime bir perde çekmekten, yüreğimi mühürlemekten başka hiçbir şey yapmadı. Hem ben asıl dostu O’nu bulmuşum neye yarar para onun dergâhında? Tüm malımı ihtiyaç sahiplerine muhtaçlara dağıtıp yerleştim tekrar dirilmeme vesile olan bu tepeye… Ben huzuru ve gerçek mutluluğu O’nda buldum…. Tüm hikâyesini anlatan Galip bu genç adamın neden hayatına son vermek istediğini öğrenmek ister.
- Eee delikanlı benim dirilişim böyle oldu. Peki ya sen? sen neden hayatına son vermek istedin?
Ali biraz sustuktan sonra biraz çekingen ve utangaç bir sesle
- Ben… Ben aslında… Ne kadar çok anlatmak istesede hep kelimeler düğümleniverir Ali’nin boğazına. Anlatamaz bir türlü.
Ali gülümseyerek
- Desenize ikimizinde ölmek için gittiği tepe ikimizinde tekrar dirilmesine vesile oldu. Galip güler ve Mevlana’nın bu sözünü söyler:

- BİR MUM BAŞKA BİR MUMU TUTUŞTURMAKLA IŞIĞINDAN HİÇBİRŞEY KAYBETMEZ…"
Yazar : AYŞE BAĞCİVAN
Kaynak : http://www.burhandergisi.com/butun-yazarlar/59-aye-bacivan/434-yeniden-dirili.html

selam ve dua ile

15 Mayıs 2010 Cumartesi

HZ.AİŞE'NİN ANLATIMIYLA "O" (s.a.v.) NUN GÜZELLİĞİ . . .




Hz. Aişe Validemiz;
Velev semiu fi Mısra evsafe haddini
Lema bezelu sevmi Yusuf emin nakdi
Levahı Zeliha Lev raeyne cebinehu
Leaserne bi’l-kat’i’l-kulube ale’l-eydi

"Eğer Mısır'dakiler, O'nun (s.a.v.) yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı; (güzelliği dillere destan olan) Yusuf aleyhisselama hiç para vermezlerdi. Yani bütün mallarını, O'nun(s.a.v.) yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zeliha'yı, "Yusuf aleyhisselama aşık oldu diyerek" kınayan kadınlar, Resulullah'ın nurlu alnını görselerdi,
ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı."


S.A.
Bunu ilk okuduğumda kendi kendime şöyle dedim
"nasıl yani insan kalbine bıçak saplayacak ve acısını dahi duymayacak !!!
Ey Allah'ım senin nurundan gelene biz beşer olan ademoğlu böyle tepki veriyorsak Senin cemalini gördüğümüzde ne yapacağız !! ??"

Siz neler hissettiniz paylaşırmısınız lütfen . . .

selam ve dua ile

14 Mayıs 2010 Cuma

HAYIRLI BEREKETLİ CUMALAR ! ! !




İLAHİ ENTE MAKSUDİ VE RIDAKE MATLUBİ !
Allahım, maksadım Sensin; talebim hoşnutluğundur,rızandır !

S.A
CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN .

Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)’e:
“Kıyamet günü Allah’a derece bakımından kulların hangisi üstündür” diye soruldu da Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Allah’ı her an gündemde tutan erkek ve kadınlardır.”
“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda savaş eden gaziden de mi üstündür?” dedim.
Şöyle buyurdular:
“Kılıcını kırılıncaya kadar ve her tarafı kana bulanıncaya kadar kafir ve müşriklere vursa dahi  Allah’ı her an ve her yerde gündemde tutan kimse derece bakımından daha değerlidir.”
Tirmizi . Deavat, 5 .

Her anımız da O'nu anmak ümidiyle ,
selam ve dua ile

13 Mayıs 2010 Perşembe

SWEET BLOG ÖDÜLÜ GOES TO . . .




S.A.
Sevgili blogdaşlarım meknun ve hümeyra beni çok sweet bir ödüle layık görmüşler :))) kendilerine çok teşekkür ederim , sizlere layık sweet olmaya çalışacağım.

Bende aldığım bu ödülü
yemek yapalım
tespih taneleri
akifzade
şifalı bitkiler
elif
pofiş
pembe kiraz
eylül
uzlet
müge  arkadaşlarıma gönderiyorum. güle güle kullanın sweet blogdaşlarım benim :))

Ödülü sizler de göndermek isterseniz şartları ;
Bu ödülü 10 tatlı blogger'a gönderin.
Bu ödülle ilgili bir post yazın, fotoyu ve ödülü göndereni yazın.
Ödülü blogunuza koyun.

selam ve dua ile

9 Mayıs 2010 Pazar

GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN ! ! !




S.A
ÖNCELİKLE ANNECİĞİMİN SONRA BÜTÜN ANNELERİN VE ANNE ADAYLARININ "ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN"
RABBİM İSTEYEN HERKESE "ANNE" OLMAYI NASİP ETSİN ! ! !

"Devri Nebevî'de bir sabah, bir sahabi Resulü Ekrem Efendimizin huzuruna varıp:

— Ya Resûlallah! Annem ihtiyarladı... Ben onun ekmeğini kendi elimle hazırlayıp yediriyorum. Abdestini kendim aldırıyor, namaz kılması için seccadesinin üzerine sırtımda götürüyorum. Hatta her istediği yere sırtımda götürüyorum, hiçbir yere yürümeye takati kalmadı. Acaba evlâtlık hakkını yerine getirebildim mi? diye sordu.
Sevgili Peygamberimiz, ona: .
 -Sen analık hakkının yüzde birini bile ödemiş değilsin, buyurdu.
Sahabi hayret etmişti...
«Niçin ey Allah'ın Resulü!» diye sormaktan kendini alamadı...
Serveri Kâinat Efendimiz, şöyle anlattılar:
— Annen seni karnında taşıdıktan sonra, bir de sen büyüsün diye elinden gelen hizmeti eksiksiz yapıyordu. Nitekim, senin altını temizleyerek, sırtını yıkayarak, her türlü meşakkata katlanarak seni büyüttü. Yani sen büyüsün diye sana bakıyordu. Sense annenin ölmesini bekleyerek ona hizmet ediyorsun... Böylece hakkını tam ödemiş sayılmazsın!.. Lâkin bu kadar hizmet etmekle de büyük mükâfat kazanırsın, buyurdular."

"CENNET ANALARIMIZIN AYAKLARI  ALTINDADIR . . ."
HZ.MUHAMMED (S.A.V.)

6 Mayıs 2010 Perşembe

MERAK EDENLER İÇİN KUTLU DOĞUM HEDİYELERİ :)

S.A.
Sevgili arkadaşlar şu postumda fotoğraf makinem bozuk olduğu için Kutlu Doğum Hediyelerinin resimlerini çekemediğimi ve kazanan arkadaşları açıklamıştım.
Susamçörekotu çok ince davranmış ve hediyelerin resimlerini blogunda yayınlamış.
Bu arada anmadan geçemeyeceğim diğer kazanan arkadaşım naki de mailime çok güzel bir teşekkür maili attı onuda hatırlatalım :))
Kendilerine çok teşekkür eder ve nacizane güllerimi kabul etmelerini rica ederim :) (dilekçe gibi oldu :))

Selam ve dua ile